Ana içeriğe atla

Kayıtlar

edebiyat etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Telesezi

Tufan sık sık aynı kâbusla rüyalarından ter içinde uyanıyordu. Tekneden denize düşüyor ve denizin diplerinden gelen bir kadın kollarını ona doğru uzatıyordu. Peki bu kâbusun bir anlamı var mıydı? Araştırmalar sonucunda bugüne kadar rüyaların sadece geçmişte yaşanılanları hatırlattığını düşünen Tufan, elindeki verileri değerlendirip, beynin gizemli bir bölümünün gelecekle ilgili olasılıkları da hesaplayabileceği kanısına varacaktı. Dr. İlker Selman yeni romanı Telesezi’de okuru, insan psikolojisinin derin sularında yüzdürüyor. “Ne olduysa aniden oldu. Denizlerin Efendisi Poseidon, oğlu rüzgârların prensi Aiolos’la şakalaşırken, diğer mitoloji kahramanı Thor da onların eğlencesine yıldırım çakıp, yağmur dökerek eşlik ediyordu. Ege Denizi, süper kahramanların eğlencesine sahne olurken, oluşan fırtına tekneye güç anlar yaşatmaya başladı. Baba, güçlü kollarıyla teknenin yelkenlerini indirdiğinde, hemen karşısındaki ıssız adayı fark etti. Dümeni adacığın rüzgâr almayan tarafına yönelti...

Dr. İlker Selman / Bilimkurgu Romanları

 

KHORA Kitap Serisi Tanıtımı

Tahta Kılıçlar

Masalsı bir ülke olan Açelya’nın şirin Kayın Köyü, komşu bölgelerin tehdidi altındadır. Odun çağıyla birlikte tüm ülkelerde, azalan insan nüfuzunu korumak amacıyla, bakır ve demirden oluşan ölümcül silahların kullanımı yasaklanmış, onun yerine tahta kılıçlar kullanılmaya başlanmıştır. Savaşı umursamayan halk, günlük yaşantılarına umutlarını kaybetmeden keyifle devam etmektedir. Absürt komedi romanı Tahta Kılıçlar ile Dr. İlker Selman, okuru fantastik bir yolculuğa çıkarıyor. Paralel evrende geçen bu kayıp zaman aralığında, insanoğlu her dönemde olduğu gibi yine benzer sorunlarla boğuşmaya devam ediyor. “Mancınık rampasından süratle fırlayan Yıldırım, yükseldiği son noktada kol ve bacaklarını açarak inişe geçti. Vücuduyla birlikte sırtından iki yana doğru açılan devasa yelken kanatları havayla dolunca, düşüş hızı oldukça azalan Yıldırım, derin bir nefes aldı. Yükselirken sıkıca kapattığı gözlerini açan delikanlı, ancak o zaman nerelerde uçtuğunu fark etti. Dev bir kartal gibi süzülürken...

Özlem

  “Siz de benim gibi en coşkulu gençlik evrenizi, dumanlı bir şehrin tozlu ve gürültülü sokaklarında, iç içe geçmiş karmaşık binaların, karanlık odalarında geçirseydiniz, şimdi benim yaptığım anlamsız davranışlara dudak bükmez, önyargılı davranıp kınamazdınız.   Yıllardır sadece düşlerimde canlandırdığım doğa aşkını, Karadeniz’in yeşile doymuş bu şirin ilçesinde tatmaya doyamıyorum. Doğa beni benden almış, dilediği gibi o yana bu yana sürükleyip duruyor. Yürümenin keyfine varan taylar misali zıplayıp, koşuyorum. Minnacık çocuklar gibi yuvarlanıyorum çimlerde. ‘Yaşamın anlamı bu’ diye haykırmak istiyorum evrende…”   1969 yazı. Batı Karadeniz’de küçük bir kasaba. Hayatı, aşkı ve doğayı tüm hücrelerinde özümseyen genç bir adam. ÖZLEM, İlker Selman’dan bir yaz romanı.

Garip Kuşun Yuvası

  “İki ev bir de şirin restoran yaptın mı her mevsim müşteri, bize gül gibi yeter. Evlerden biri sizin tabii, artık zevk için yemek yapacağız. Ben kasadayım, sen müşterilerle ilgileniyorsun.” “Yaşa İlhan ağabey! Adı ne olacak?” “Yine aynı tabii! Bodrum şubemizin adı da ’Garip Kuşun Yuvası’ olacak.”   Göl kenarında bir kasabada şirin bir motel. Garip Kuşun Yuvası. Büyük şehirden kaçıp motele sığınanlar ve bu kasabada sıkışık kalmış, uzaklara gitme hayalleri kuranlar… İlçeye tayin olan öğretmenler Necla ve Ezgi, civarda avlanmaya gelen iki Karadenizli adam, bir turist ve herkesi tedirgin eden gizemli bir karıkoca. Dolunay, gölü parlak gümüş mavisi bir renge dönüştürmüş, göz bebekleri büyüyen İlhan Bey’in aşk duygularını daha da kamçılamıştı. Bütün gün hayaller kurmuş, kafasında planlar yapmıştı. Yemek sonrası Necla’yla göl kıyısına yürüyecek, ay ışığı altında belki elini tutup kulağına ona duyduğu aşkı fısıldayacaktı. Arkasına aldığı battaniyeyle havuz başındaki şe...

Khora- Yayılış

  Yeşilderililer Projesi’yle yeniden canlanıp eski günlerine dönmeyi başaran Tatolya’da iç çatışmalar sonlanmış, bilimsel alanda büyük yatırımlar yapılmaya başlanmıştı. Ülkede tükenmiş yeraltı kaynakları için geliştirilen ATP enerjisi, adeta yeni bir çağın başlangıcı olmuştu. Ne var ki Tatolya’nın her alanda süratle gelişiyor olması, komşu toplumların da dikkatini çekmişti. Batıdan Gegoryum, kuzeydoğudan Kasaralar ve güneyden Aftozya toplumlarıyla amansız bir mücadeleye girişen Tatolya yönetimi, ülkesini dış güçlere karşı savunmak için akılcı bir strateji oluşturmak zorundaydı. Araçta herkes uykuya daldığında, Doktor Bülam Mitokan’ın üstüne çıkarak kanepeye uzandı. Serenga Vadisi, yıldızların yoğunluğu altında aydınlanırken, gece kuşları büyüleyici sesleriyle Tatolya yolcularına veda ediyor gibiydi. Bülam, gözlerini kapayarak bir süre Umut Denizi yolculuğunda ilerideki yaşamında tebessümle anımsayacağı anılarını düşündü. Ne yazık ki arşivlediği anıları arasında değişmeyen gerçekler...

Khora- Başangıç

  Nükleer savaşlar, büyük depremler ve küresel ısınma sonucunda jeolojik yapısı değişen dünyanın yeniden yapılanması kapsamında Tatolya Ülkesi bilim insanları yeni bir proje geliştirdiler. Bitkilerden alınan genlerle üretilen yeşil hayvanlar, fotosentezle kendi besinlerini üretip, doğa kaynaklarını tüketmeden uzun ve dingin bir yaşam sürebiliyorlardı. Giderek canlanıp, eski yeşil günlerine dönmekte olan çevre, projeyi kendi amaçlarına uygun bir şekilde uygulamak isteyen güçlerin de dikkatini çekmişti. Böylece projeyi amacından saptırmak istemeyen bilim insanlarıyla onu ele geçirmek isteyenler arasında akıl almaz bir kovalamaca başladı.   “Kahraman İsbaş halkı! Ne denli sıkıntılar içinde olduğunuzu, birçoğunuzun koşullara dayanamayıp İsbaş’ı terk ettiğini biliyorum. Büyük şehirde yaşamanın da bir bedeli vardır. Savaşın dünya ülkelerini ne hâle getirdiğini hepimiz yaşayarak gördük. Belki de savaşta ölenler bizden daha şanslıydılar. Çünkü onlar bugün bizim çektiğimiz sıkı...

Ribozom -3 İçimdeki Ateş

Bilimkurgu-fantastik, gençlik ve tarih romanları yazarı Dr. İlker Selman'ın yeni ve çok sevilen bilimkurgu serisi RİBOZOM’un son cildi “İçimdeki Ateş” ile de yeni bir bilim serüveni soluk soluğa devam ediyor tüm sürprizleri ve şaşırtıcı gelişmeleriyle. Profesör Can Işıklı, Deniz Bilimleri Enstitüsü’nün araştırma gemisi Fouling’le çıktığı Bodrum gezisinden sonra İstanbul’a dönmüş ve yeni öğretim yılına başlamıştı. 2027 yılının şubat ayında İstanbul’da düzenlenen bilim toplantısına Profesör Işıklı ev sahipliği yapıyordu. Uluslararası bilim hırsızlığı çetesesinin odak noktasında ise Profesör Can Işıklı’nın projeleri bulunuyordu. Alternatif enerjisi projesi, bilim insanlarıyla, bilim hırsızları arasında yapılacak son düello olacaktı. Yiğit, akvaryumdaki canlıları merak etmeye başlamıştı. Ateş böceklerini işaret etti. “Geminin her yerini ateş böcekleriyle mi dolduracağız?” Can Bey güldü. “Bu soruyu duymamış olayım! Tek bir ateş böceği olmadan aydınlatma gerçekleşecek. Mühim ol...

Vordonisi - 3 Kaşık Adası

Giderek artan depremler, büyük İstanbul depreminin yaklaştığını göstermektedir. Son sarsıntıda Heybeliada Çam Limanı büyük yıkıma uğramış, eski köy toprak altında kalmıştır. Deprem korkusu, Bizans İmparatorluğunun, Kiew Rusya’sıyla savaşa hazırlanması, bunlardan daha önemlisi korsan tehlikesi, adada yaşamayı imkânsız hale getirmiştir. Zaman geçidinden geri dönmeyle ilgili deneylere daha sonra devam etmeyi düşünen gençler, komutan Todori’nin teklifine sıcak bakmaya başlarlar. Plana göre Değirmenburnu’na sakladıkları altın külçelerini Panaroma yatına yükleyip, hep birlikte Heybeli’den uzaklaşılacaktır. Depremler bitip, korsanlar ülkelerine döndüklerinde, tekrar adaya dönüp zamanlarına geri gitme deneylerine devam edeceklerdi. Ama işler planladıkları gibi gitmez.   “Bizler, Kaşık Adası önünde kırmızı sandalın bulunduğu noktada oluşan bir zaman tüneliyle, bin yıl geçmişe geldik. Candan, Meral, Nur, Sevil, Mehmet, Murat, Barış ve Kosta. Ayrıca daha önce kaybolan Heybeliada balıkçıla...

Vordonisi - 2 Değirmenburnu

  Vordonisi serisinin ikinci kitabı Değirmenburnu, zaman bükülmesiyle 21. yüzyıldan 11. yüzyıla göç eden gençlerin hikayesini anlatmaya devam ediyor. Heybeliada’da mahsur kalan ekip,   M.Ö. 2000’li yıllarda bakır tüccarı Demonisos’un sakladığı define haritasının şifresini çözmeye çalışır. Bir yandan yaşadıkları zamana dönmek için uğraş veren zaman yolcuları bir yandan da yaklaşmakta olan büyük İstanbul depreminin tedirginliği içindedir.   “Değirmenburnu adı verilen geniş düzlüğe geldiklerinde, Sevil ve Meral koşmaya başladı. Gençlerin geldikleri zaman periyodunda aynı düzlükte yer alan eski değirmenin çevresi, piknik alanı olarak kullanılıyordu. Özellikle hafta arasında çok tenha olan bu alan, kızlar için her daim içlerinde taşıdıkları çocukluk duygularını dışa vurdukları ender yerlerden biri olma özelliğini koruyordu. Heybeliada İlkokulu’nda okurken, hatta Hüseyin Rahmi Gürpınar Lisesi’nden mezun oluncaya kadar okul çıkışlarında genelde buraya gelir, koşar oynar, b...

Vordonisi -1 Terk-i Dünya

  Tekneleriyle Heybeliada’ya giden sekiz arkadaş geceye keyifli başlamıştı. Her şey Kaşık Adası önüne geldiklerinde yaşandı. Kendilerini bir anda Rusya ile Bizans İmparatorluğu arasındaki soğuk savaşın içinde, on birinci yüzyılda buldular. Ama gençleri ürpertici bir   sürpriz daha   bekliyordu. Batık ada olarak bilinen Vordonisi Adası batmamış, büyük İstanbul depremi henüz yaşanmamıştı.   “Murat gruptan ayrılarak Çam Limanı yönüne doğru yürüdü. Bahçede çalışan beyaz tunikli insanlar, ona spor yapan Deniz Lisesi öğrencilerini anımsattı. Lisenin denize bakan tepe ucuna geldiğinde, muhteşem güzellik karşısında gözlerinin dolmasını engelleyemedi. O tepeden defalarca izlediği koy, onu çocukluk yıllarına götürdü. Bin yıl sonra yaşanacak olan o güzel günler sanki dün gibi gözlerinin önünden akıp geçti.”

Ribozom -2 Gümüşkaya

  2026 yılında Deniz Bilimleri araştırma gemisi Fouling, Ege Denizi’ne açıldığında iki bin metre derinlikte onları bir sürpriz beklemekteydi. Profesör Can Işıklı ve ekibi, Gümüşkaya mevkiinde bir deniz mağarasına inerek geçmişin kapısını aralamak üzereydi. İki düşman toplumun ortasına düşen araştırma ekibi için çıkış kolay olmayacaktı.     “Yeşil organizmalar ışıklarını kesince, mavi-yeşil algler devreye girmiş, gümüşi bir renk armonisi kararan ortamı dolunay aydınlığına çevirmişti. Çağlayandan dökülen su projektör ışığıyla aydınlatılmış gibi parıldıyor, gölette değişik renkli ışıklar saçan tek hücreli organizmalar, göz kamaştıran yakamozlar oluşturuyordu. Profesör Can’ın gözetleme kalesi olduğunu tahmin ettiği mekânın, aşağıdaki medeniyetle yakın bir ilintisi olabilirdi. Belki bu bölgede yaşayan insanlar depremlerle oluşan yeraltı boşluklarına göçmüş, orada değişime uğrayıp deniz insanları olarak yaşamlarına devam etmişlerdi. Belki atalarının kullandığı bu geçit, g...

Ribozom -1 Döngüye Düşen Gölge

  Dünya; DNA kimlik kartlarını kullanmaya başlayalı çok olmamıştı. DNA üzerindeki bazların diziliminin her canlı türü için farklı olmasından yararlanılarak düzenlenilen bu kartlar, yeni dünyanın her alanında kolaylık sağlıyordu. Bu farklılıktan yola çıkan bilim insanlarının yeni projesi ribozom organeliydi. Profesör Can Işıklı’nın çalışmaları da bu yöndeydi. Tüm canlıların hayat bulduğu andan itibaren yaşadıkları olaylar bir film şeridi gibi vücuttan yükselen enerji ağı içinde yer alıyorsa bu görüntüleri bilgisayar ortamına getirebilmek de an meselesiydi. Biyoloji bölümünde okuyan iki lise öğrencisi tesadüfen bilgisayarlarına yükledikleri DNA kartıyla geçmişin sırlarını açığa çıkarma aşamasındaydı. Yıllar önce Sirkeci’de işlenmiş bir kuyumcu soygunu, bilimin ışığında çözülmek üzereydi.   İnsanoğlu boşukta salınan enerji iplerini ellerinde tutmaya devam edecek gibi gözüküyordu.   “ Profesör Can, laboratuvara geçti. Kısa sürede Yiğit’in saç örneğini elektron mikroskob...

Khora -3 Kızgın Vaha

  “Hayır dostum, artık bir şey yememize gerek kalmayacak! Mutant Gogodaylar gibi Yeşilderili olursak, tüm sorunlardan kurtulmuş olacağız!” Tatolya’nın Aynak Ovası’nda yaşayan mutant ırk Gogodaylar, beslenme sorunlarıyla yıllarca boğuşmuş, sonunda çözümü Yeşilderili olmakta bulmuştu. Aynı şekilde fotosentetik yaşama bürünen Tatolyalı mahkum Faymarlar ve Nadastrom korsanları da mutlu bir yaşam sürmekteydi. Fuli ilk kez hemen itiraz etmedi. Ayağa kalktığı halde eli kamçısına gitmedi. Aklına hiç gelmeyen bu konu, oldukça ilgisini çekmişti. “Zaten benim yerime bütün kararları sen veriyorsun. Bence kötü bir fikir değil ama önce halkımızla konuşmamız lazım!”    

Khora -2 Mutant Kavşağı

  Tatolya ufuklarından batmaya hazırlanan güneş, Doğu Arlaz Denizi kıyılarını kızıl bir görünüme büründürmüştü. Diğer kuşlar yuvalarına dönerken meydan kırlangıçlara kalmıştı. Hava tamamen kararıncaya kadar kısa bir zamanları olan bu sevimli canlılar, bu süreyi çok hızlı hareket ederek en verimli şekilde değerlendiriyorlardı. Ebeveynleri beslenmeyi tercih ederken gençler aralarında şakalaşıp, muziplik yaparak kanatlarını güçlendiriyorlardı. Matofya’nın Tatolya sınırına en yakın yerleşim yeri Bastina Köyü’nde de kırlangıçlara benzer bir hareketlilik gözleniyordu. Evlerde akşam yemeği hazırlıkları sürerken köyün küçük limanından balığa çıkacak olan tekneler, teker teker Arlaz’a açılmaya başlamışlardı.             Doğu Arlaz Denizi küresel ısınmadan en az etkilenen bölgeydi. Dr. Bülam ve arkadaşları yeni Otani Merkezi’ni burada kurmayı planlarken, kendilerini büyük bir savaşın içinde buldular. Kırık Dağ istasyonuna sığınan bil...

Khora -1 Kırık Dağ

“Arkadaşlar! İsbaş avcılarından uzak kalmak için Uldon’a yerleştiğinizi biliyorum ama burada sizi bekleyen çok daha büyük bir tehlike mevcut. Gogodaylar insan eti yiyen canavarlar. Bize nasıl saldırdıklarını gördük. Çok zekiler. Ellerinde nükleer atık bölgesinde depolanmış çok değişik silah ve araçlar var. Uzun süre dayanamayız. Bu nedenle bir an önce kaçmamız gerekiyor.”             Nükleer savaşlar, depremler ve küresel ısınma sonucu yerkürenin ekolojik yapısı bozulmuş, canlılar yok olmaya başlamıştı. Dünya karanlık bir sona doğru sürüklenmekteydi. Tüm bu olumsuzluklar içerisinde Doktor Bülam ve arkadaşlarının geliştirdiği Otani Projesi çevrenin yeniden canlanmasını sağlamıştı. Tatolya’nın her alanda gelişmesi, komşu toplumların da dikkatini çekiyordu. Saldırganlık genleri taşıyan toplumlar, Tatolya’yı tehdit etmeye başlamıştı. Tüm bu koşullar altında Doktor Bülam ve ekibi Üçüncü Otani Merkezi’ni Kırık Dağ Yaylası’nda kurmaya ...

Karadeniz 1916 Of Anam Of

Birinci Dünya Savaşı’nda Anadolu dört bir yandan kuşatılmış ve Rus ordusu da Doğu Karadeniz’de pek çok bölgeyi işgal etmişti.  Çanakkale Cephesi’nde, Mustafa Kemal, silah arkadaşlarıyla kahramanlıklara imza atarken, Karadenizli vatanperverler de düşmanla burun burunaydı.  Denizden ve karadan Rus ordusu tarafından kuşatılan Karadeniz’in Of ilçesinde de 21 gün süren amansız bir muharebe yaşandı. Bu direniş sayesinde Karadeniz halkı Ruslar’a esir düşmekten kurtuldu ve “Muhacirlik” adı verilen göç ile hayatta kalmayı başardı. Bu roman hafızalarda derin izler bırakan o günlerin anısına yazıldı.

Katadeniz 1915 Uy Başımıza Gelenler

Yıl 1915…             Soğuk bir şubat sabahı Rus gemileri Trabzon limanını bombalamaya başladığında, halkın yüksek bölgelere çekilmekten başka yapabileceği bir şey yoktu.            Anadolu ateşten bir çemberin içerisindeydi. Eli silah tutan herkes cephelerdeydi; Çanakkale’de, Kafkaslarda, Yemen’de…            Karadeniz’i savunmak, sayıca ve teçhizat bakımından düşmandan çok geride olan küçük bir orduya ve Gönüllüler’e kalmıştı.            Ülkesini işgalden korumak için canını ortaya koyan Karadeniz insanının gözü pekliğine ve yurt sevgisine dair destansı bir hikâye…            Düşman soluğu altında yaşanan bir aşkın ve bir savaşın romanı…