Ana içeriğe atla

Khora -1 Kırık Dağ




“Arkadaşlar! İsbaş avcılarından uzak kalmak için Uldon’a yerleştiğinizi biliyorum ama burada sizi bekleyen çok daha büyük bir tehlike mevcut. Gogodaylar insan eti yiyen canavarlar. Bize nasıl saldırdıklarını gördük. Çok zekiler. Ellerinde nükleer atık bölgesinde depolanmış çok değişik silah ve araçlar var. Uzun süre dayanamayız. Bu nedenle bir an önce kaçmamız gerekiyor.”

            Nükleer savaşlar, depremler ve küresel ısınma sonucu yerkürenin ekolojik yapısı bozulmuş, canlılar yok olmaya başlamıştı. Dünya karanlık bir sona doğru sürüklenmekteydi. Tüm bu olumsuzluklar içerisinde Doktor Bülam ve arkadaşlarının geliştirdiği Otani Projesi çevrenin yeniden canlanmasını sağlamıştı. Tatolya’nın her alanda gelişmesi, komşu toplumların da dikkatini çekiyordu. Saldırganlık genleri taşıyan toplumlar, Tatolya’yı tehdit etmeye başlamıştı.

Tüm bu koşullar altında Doktor Bülam ve ekibi Üçüncü Otani Merkezi’ni Kırık Dağ Yaylası’nda kurmaya karar verdi.

 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Telesezi

Tufan sık sık aynı kâbusla rüyalarından ter içinde uyanıyordu. Tekneden denize düşüyor ve denizin diplerinden gelen bir kadın kollarını ona doğru uzatıyordu. Peki bu kâbusun bir anlamı var mıydı? Araştırmalar sonucunda bugüne kadar rüyaların sadece geçmişte yaşanılanları hatırlattığını düşünen Tufan, elindeki verileri değerlendirip, beynin gizemli bir bölümünün gelecekle ilgili olasılıkları da hesaplayabileceği kanısına varacaktı. Dr. İlker Selman yeni romanı Telesezi’de okuru, insan psikolojisinin derin sularında yüzdürüyor. “Ne olduysa aniden oldu. Denizlerin Efendisi Poseidon, oğlu rüzgârların prensi Aiolos’la şakalaşırken, diğer mitoloji kahramanı Thor da onların eğlencesine yıldırım çakıp, yağmur dökerek eşlik ediyordu. Ege Denizi, süper kahramanların eğlencesine sahne olurken, oluşan fırtına tekneye güç anlar yaşatmaya başladı. Baba, güçlü kollarıyla teknenin yelkenlerini indirdiğinde, hemen karşısındaki ıssız adayı fark etti. Dümeni adacığın rüzgâr almayan tarafına yönelti...

Tahta Kılıçlar

Masalsı bir ülke olan Açelya’nın şirin Kayın Köyü, komşu bölgelerin tehdidi altındadır. Odun çağıyla birlikte tüm ülkelerde, azalan insan nüfuzunu korumak amacıyla, bakır ve demirden oluşan ölümcül silahların kullanımı yasaklanmış, onun yerine tahta kılıçlar kullanılmaya başlanmıştır. Savaşı umursamayan halk, günlük yaşantılarına umutlarını kaybetmeden keyifle devam etmektedir. Absürt komedi romanı Tahta Kılıçlar ile Dr. İlker Selman, okuru fantastik bir yolculuğa çıkarıyor. Paralel evrende geçen bu kayıp zaman aralığında, insanoğlu her dönemde olduğu gibi yine benzer sorunlarla boğuşmaya devam ediyor. “Mancınık rampasından süratle fırlayan Yıldırım, yükseldiği son noktada kol ve bacaklarını açarak inişe geçti. Vücuduyla birlikte sırtından iki yana doğru açılan devasa yelken kanatları havayla dolunca, düşüş hızı oldukça azalan Yıldırım, derin bir nefes aldı. Yükselirken sıkıca kapattığı gözlerini açan delikanlı, ancak o zaman nerelerde uçtuğunu fark etti. Dev bir kartal gibi süzülürken...

Katadeniz 1915 Uy Başımıza Gelenler

Yıl 1915…             Soğuk bir şubat sabahı Rus gemileri Trabzon limanını bombalamaya başladığında, halkın yüksek bölgelere çekilmekten başka yapabileceği bir şey yoktu.            Anadolu ateşten bir çemberin içerisindeydi. Eli silah tutan herkes cephelerdeydi; Çanakkale’de, Kafkaslarda, Yemen’de…            Karadeniz’i savunmak, sayıca ve teçhizat bakımından düşmandan çok geride olan küçük bir orduya ve Gönüllüler’e kalmıştı.            Ülkesini işgalden korumak için canını ortaya koyan Karadeniz insanının gözü pekliğine ve yurt sevgisine dair destansı bir hikâye…            Düşman soluğu altında yaşanan bir aşkın ve bir savaşın romanı…